Ankara booked.net
+19°C

03-05-2021
Dr İmbat MUĞLU

Dr İmbat MUĞLU

Cumhurbaşkanı Başdanışmanı ,Güvenlik ve Dış Politikaları Kurul Üyesi Prof. Dr. Seyit SERTÇELİK hocam ile Ermenilerin soykırım yalanı üzerine yaptığımız söyleşi…
imbat@anadolucanlihaber.com

-1915’te Türkiye’de neler olduğunu kısaca anlatır mısınız?


Ermeni önde gelenleri 1914 tarihini kaçırılmaması gereken “tarihi bir fırsat ve an” olarak görmüşler ve
savaşın başlamasını heyecan ve coşkuyla karşılamışlardır. Ermenilerce 1914 tarihi, “hasta adam”
olarak nitelenen Osmanlı Devleti’ni tarih sahnesinden silme plan ve kurgularının yapıldığı ve kurmayı
hayal ettikleri devletin temel taşlarının döşeneceği bir yıl olmuştur. Hasta adam olarak nitelenen
Osmanlı Devleti’nin mirasını paylaşma derdine düşen sömürgeci Batılı devletlerin, Türkiye üzerindeki
emellerini gerçekleştirebilmeleri için hastaya son darbeyi vuracak yardımcı iç güçlere ihtiyaç
duyuluyordu. Özellikle Çarlık Rusyası, Osmanlı Devleti’ne içeriden son darbeyi vuracak işbirlikçi güç
olarak Osmanlı Ermenilerini görmüşlerdi. Ermeniler ise uzun bir süredir hayal ettikleri devlete
kavuşmak için bu rolü kendileri adına uygun bulmuşlardı.Ermeniler Türkiye’de çıkardıkları isyanlarla
cephe gerisini tehlikeye düşürmüşlerdir. Sadece iki üç yerde silahlı Emeni isyanlarının sayısının 40.000
kişiyi bulduğu düşünüldüğünde Osmanlı orduları cephede savaşırken cephe gerisinin ne derece
tehlikeye düştüğü anlaşılacaktır. Rusların silahlandırdığı ve büyük çoğunluğu Osmanlı uyruklu 10 bin
Ermeninin “gönüllü birlikler” bünyesinde Türk ordusuna karşı savaştığı Rus ve Ermeni belgeleriyle
sabittir. Bu birliklerden başka Rus ordusunda savaşan Ermenilerin sayısı bazı Ermeni kaynaklarınca
150 bin, bazılarınca ise 300 bin olarak verilmektedir. Ermeni tarihçi S. Vartanyan, savaşan Ermenilerin
çoğunluğunun cephelerde öldüğünü belirtir. Nitekim kimi Ermeni yazarların ifadesiyle bu savaşta
Ermeniler, İtilaf Devletleri’nin bir “tarafı ve küçük” müttefiki olmuşlardır. Çarlık orduları ile işbirliği
yapan Ermeniler, Van’ın Rus ordusunun eline geçmesini sağlamakla kalmamış, doğu vilayetlerinde yüz
binlerce sivil Müslümanı da katletmişlerdir. Osmanlı Hükümeti, Ermeni Patriğini, Mebuslarını ve ileri
gelenlerini uyarmış, yapılan uyarılar bir sonuç vermemiştir. Bunun üzerine 24 Nisan 1915 tarihinde
Ermeni komitaları kapatılmış, 235 önde gelen Ermeni politikacı, gazeteci ve diğer meslek gruplarından
olan ve ayrılıkçı eylemleri yöneten Ermeni, devlet aleyhinde yıkıcı faaliyette bulunmak suçundan
tutuklanarak Çankırı ve Ayaş cezaevlerine gönderilmiştir. 27 Mayıs 1915 tarihinde çıkarılan “Sevk ve
İskan Kanunu” ile ülkede vatandaşların güvenliğini sağlamak için Ermenilerin daha güvenli bölgeler
olan Suriye ve Irak’ın kuzey vilayetlerine göç ettirilmesi kabul edilmiştir. Böylece yaklaşık 500 bin
Ermeni bu bölgelere sevk edilmiştir.Osmanlı Devleti’nin 1914 tarihli resmi istatistiklerine göre ülkede
1.300.000 Ermeni yaşamaktaydı. Rus arşiv belgeleri de bu sayıyı teyit etmektedir. Resmi Rus verileri
ve Ermeni kaynaklarına göre 1915 yılında Türkiye’den Kafkasya’daki Rus topraklarına 360 bin Ermeni
göç etmiştir. Göç edenlerden 40 bin Ermeni, Erivan ve çevresinde bulaşıcı hastalık, açlık ve olumsuz
iklim koşullarından hayatını kaybetmiştir. Osmanlı Devleti savaşa girmeden önce Rus ordusuna
katılmak için ülkeden ayrılan Ermeniler ile savaştan önce Avrupa ve Çarlık Rusyası’na çalışmak için
giden on binlerce Ermeni de dikkate alınmalıdır. Rusya ve İran’a gidenlerle birlikte ülkeden
ayrılanların toplam sayısı 500 bine yaklaşmaktadır. Savaş döneminde ülkenin özellikle batı
bölgelerinde başta İstanbul olmak üzere 300 bin Ermeni yaşamaya devam etmiştir. Bunların çok
büyük bir kısmı tehcir edildikleri bölgelere sağ salim ulaşmışlardır.Savaş döneminde hayatını
kaybeden Ermenilerin sayısı yaklaşık olarak 150 bin kişidir. Ermeni kayıpların büyük bir bölümünü
“Kafkasya cephesinde Osmanlı ordusuna karşı kurşun atarken kurşun yiyen Ermeniler” oluşturmuştur.
Türkiye’de görev yapan Rus istihbaratçı ve diplomatların ifadesiyle Ermeni tarihçileri arasında bir
gelenek haline gelen Ermeni kayıpları bağlamındaki “sayılara bir sıfır ilave edilmek suretiyle”
Türkiye’de bir buçuk milyon Ermeninin öldüğü yalanı, sömürge savaşı döneminde hem kendi
soydaşlarına hem de Müslümanlara yaşattıkları acıların sorumluluğundan kurtulmak için ileri
sürülmektedir.Ancak tarihi gerçeklerle bağdaşmayan asılsız Ermeni iddialarını yine dönemin kendi
tarihçileri yalanlamaktadırlar. Ermeni yayıncı Arşak Çobanyan’ın 1916 yılındaki ifadesiyle “Benzer
bütün krizlerde abartma kaçınılmazdır…Ancak Türkiye’de Ermenilerin yok edildiği gerçek değildir.”
Zira savaş esnasında Ermeni ve batılı gazete ve dergilerinde yayımlanan propaganda amaçlı, kulaktan
duyma, uzaktan bildirilen asılsız ve oldukça abartılı sayılar günümüzde soykırım iddialarına dayanak

 

teşkil etmektedirler. Oysa 1916 ve 1917 yıllarında Rusya’da yayımlanan Ermeni dergilerinde 1915
yılında ileri sürülen kayıplar bağlamındaki sayıların büyük oranda abartılı olduğu itiraf edilmiştir.
Sovyet dönemi Emeni tarihçisi B. A. Boryan’ın ifadesiyle savaş esnasında “Ermenilerin isyan etmeleri,
onların tarihi ve hukuki bir hakkıydı. Şayet devlet, isyancıları bastırıyorsa, bu da devletin tarihi ve
hukuki hakkıdır.”Sömürge savaşı döneminin olağanüstü koşulları dikkate alındığında Osmanlı
Devleti’nin tehcir kararının kaçınılmaz olduğu ortaya çıkar. Bu husus, ulusal ve uluslararası hukuk
bakımından meşruiyeti ve hukukiliği bulunan bir devlet tasarrufudur.Benzer uygulama örneklerine
tarihte olduğu gibi günümüzde de sıklıkla rastlanmaktadır. 1914-1915 yıllarında Çarlık Rusyası’nın
hiçbir haklı gerekçe olmadan sadece şüphe üzerine yüz binlerce Alman ve Musevi Rus vatandaşını
binlerce kilometre öteye sürdüğü bilinmektedir. Keza Avusturya-Macaristan İmparatorluğunun
ülkede yaşayan Rus kökenli vatandaşlarını acaba Rus ordusuyla işbirliği yaparlar mı şüphesi üzerine
100 bin Rusin’i kurşuna dizdiği, 150 bin insanın ise toplama kamplarında ölümüne sebep olduğu
dikkate alındığında batılı devletlerin savaş döneminde soykırımcı devleti bizim topraklarımızda
aramalarına gerek olmadığı ortadadır. Tehcir benzeri devlet tasarrufları, savaş dönemi ve asayiş
koşulları da dikkate alındığında uluslararası hukukta soykırım kavramına yüklenen anlamla hiçbir
şekilde bağdaştırılamaz. Keza devlet eliyle sistemli olarak Ermenileri yok etme gibi bir politikanın
olduğuna dair hiç bir bulgu yoktur. Tam tersine tehcir döneminde alınan bütün ilave kararlarda
Ermenilerin hayatını kolaylaştırıcı unsurların olduğu tarihi belgelerle sabittir.

 

- Ermenilerin soykırım yalanı üzerine bu kadar durmalarının altındaki sebep nedir?


Ermeniler Birinci Dünya Savaşı döneminde Osmanlı Devleti’ne açıkça ihanet ederek devletin
güvenliğini tehlikeye düşürmüşlerdir. Bu dönemde ülkede toplumsal ahenk ve uyumu bozarak
Osmanlı toplumunu birbirlerine karşı düşman etmişlerdir. Bu da yetmezmiş gibi bütün Müslüman
ahaliye ciddi acılar yaşatmışlardır. Elbette Ermeniler de acılar yaşamıştır. Hem Müslümanlara
yaşattıkları acıların hem de kendi soydaşlarının çektikleri sıkıntıların sorumluluğundan kurtulabilmek
için savaştan sonra suçlu bulma arayışına girerek ileriki dönemlerde soykırım yalanını ortaya
atmışlardır. Yani Ermeni önde gelenleri kendilerinin sebep olduğu acıların sorumluluğundan
kurtulmak için bu hileli yönteme başvurmuşlardır.


Ayrıca Ermenilerin 4 T olarak ifade edilen ve soykırım iddialarını “(dünyaya) tanıtma, tanınmasını
(kabulünü sağlama), tazminat ve toprak” elde etmeye yönelik neredeyse yüz yıldır sistemli olarak
üzerinde çalıştıkları bir planları vardır. Maalesef ilk aşamayı çoktan geçen Ermeniler, 30 ülke
parlamentosundan “soykırım” kararları çıkarmışlardır. Keza ABD’de 49 eyalette de bu kararı
aldırmaya muvaffak olmuşlardır. Aslında hedefleri 2015 yılında yani 1915'in 100. yılında tazminat
almayı kendilerine hedef olarak koymuşlardı. Ancak sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip
Erdoğan’ın dirayetli ve güçlü liderliği sayesinde yaptığımız çalışmalarla Ermenilerin bu planının
gerçekleşmesini engelledik. Ermenilerin nihai hedefi “tarihi yurt” olarak gördükleri Anadolu
topraklarında bir Ermeni devleti kurarak, mevcut Ermenistan ile birleşerek büyük Ermenistan’a
kavuşmaktır. Aslında Türkiye’yi bölmek için uğraşan PKK’nın hedefi düşünüldüğünde, bölücü terör
örgütünün kime hizmet ettiği de ortaya çıkmaktadır. Nitekim Birinci Dünya Savaşı esnasında yüz
binlerce Kürt kardeşimizi katleden Ermeni gönüllü birlikleri ve çetelerini aklarcasına HDP’nin
yayınladığı “Ermeni soykırımı ile yüzleşin” bildirisi ne yazık ki Kürt vatandaşlarımıza vurulan büyük bir
ihanet şamarı olmuştur. Kürt kardeşlerimizin PKK’nın gerçek yüzünü ve niyetini artık görmeleri
gerekmektedir.


ABD Başkanı Joe Biden’ın 1915 olaylarını "soykırım" olarak nitelemesinin asıl amacı nedir?

 


Tarihi nitelikte kabul edilebilir yeni hiçbir bulgu ve belge olmaksızın ABD Başkanı Joe Biden’ın sadece
siyasi saiklerle hareket ettiği görülmektedir. ABD Başkanı’nın Amerikan seçim sürecinde oylarını
alabilmek için Ermeni lobilerine ve Türkiye karşıtı diğer çevrelere vermiş olduğu sözü yerine getirdiği

 

dikkat çekmektedir. Avrupa ve ABD’deki pek çok devlet adamı ve siyasetçinin sadece kendi siyasi
çıkarları için Türkiye’ye karşı Ermenileri ve Ermeni sorununu kullandıkları bilinmektedir. Bu kişi ve
çevrelerin ülkemizi baskı altında tutmak için sürekli olarak soykırım iddialarını kullanmaktadırlar.
Tarihi olaylar bağlamında siyasi saiklerle alınan ve adil olmadığı gibi haksız ve temelsiz iddiaların ne
kendilerine ne de Ermenilere hiç bir faydasının olmayacağı bilinmelidir. Bilakis tarihi olaylar
bağlamında bu yanlı ve haksız suçlayıcı siyasi yaklaşımların Türkiye-Ermenistan ve Türkiye-ABD
ilişkilerine ciddi zarar vereceği ve ikili ilişkileri bir çıkmaza sokacağı da görülmelidir.

 


ABD Başkanı veya her hangi bir devlet başkanının “soykırım iddialarıyla alakalı karar alması meşru
mudur?


Elbette meşru değildir. Meşru olmadığı gibi ne etik ne de adildir. Joe Biden’ın 1915 olayları hakkında
“soykırım” ifadesini kullanması, tarihi gerçeklerle hiç bağdaşmadığı gibi bilimsel ve hukuki hiçbir
dayanağı olmayan sadece siyasi gerekçelerle Ermenileri ve Türkiye karşıtlarını memnun etmek için
verilmiş tutarsız bir beyandır. 1915 olayları, siyasilerin ve parlamentoların karar vereceği bir mevzu
kesinlikle değildir. Yerel veya uluslararası bir mahkeme kararı olmadan tarihi bir olayı soykırım olarak
nitelemek ve hüküm vermek, uluslararası hukuktaki mevcut içtihatlara aykırı ve hükmü olmayan bir
beyandır. Tarihi olaylar hakkında değerlendirmeyi ve hüküm vermeyi belgeleri konuşturan tarihçiler
yapabilir. Politikacıların ve devlet adamlarının tartışmalı tarihi olaylar hakkında hüküm vermek gibi bir
görev ve yetkileri yoktur. Devlet adamları ülkeler ve toplumlar arasında iyi ilişkiler ve dostluk kurmayı
hedef edinmelidirler. Devlet adamlarının 1915 olayında olduğu gibi ülkeler arasındaki husumet ve
anlaşmazlıkları artıracak eylemler içerisine girmeleri asla kabul edilemez. Tartışmalı tarihi sorunları
kaşımakla ülkeler arasına dostluk ve barışın inşa edilemeyeceği bilinmelidir.

 


- Türkiye’nin yıllardır önerdiği Ermeni iddiaları konusunda ortak bir tarih komisyonu kurulmasına
hala olumlu bir cevap alamadık. Sizce bunun sebebi nedir?

 


Ermeniler, 1915 olayıyla ilgili olarak dünyadaki konuyla ilgili farklı ülke arşiv belgelerini ve dönemin
tarihi kaynaklarını dikkate almaksızın ve belgeleri yok sayarcasına çoğunlukla da kendi çarpıtılmış anı
ve sözlü anlatımlarına dayalı, bazen de sahte ve uydurma belgelerle “soykırım” suçlamasında
bulunmaktadırlar. Hatta bazen ipin ucunu o kadar kaçırmaktadırlar ki, adeta komik bir duruma
düşmektedirler. Örnek vermek gerekirse 2000’de Moskova’da S. Ayvazyan tarafından yazılan bir
kitapta, 1915 yılında Türkiye’deki Ermeni nüfusunun 15 milyonu aştığı iddiası, Ermeni yazarların sınır
tanımaz hayal güçlerini ortaya koymaktadır. Ermeniler, sayın Cumhurbaşkanımızın defalarca dile
getirdiği ve konuyu araştırmak üzere arşivlerinin açılması ve ortak tarih komisyonu kurulması
önerimizi ısrarla yok saymakta ve kaçmaktadırlar. Kaçıyorlar, zira kendilerine karşı bir “soykırım”
yapılmadığını bizden çok daha iyi biliyorlar. Ermeni devlet adamları, politikacıları ve tarihçileri hiçbir
ülke arşivinde kendilerini haklı çıkaracak ve iddialarını kanıtlayacak gerçek nitelikte belge ve bulgular
olmadığını bildiklerinden, Türkiye’nin ortak tarih komisyonu kurulması önerisini kabul etmemekle,
aslında iddialarında samimiyetsiz olduklarını da kabul etmiş oluyorlar.

 

- Ermeni Sorunu üzerine bugüne kadar Türk arşivlerinde çalışan hiç Ermeni tarihçi veya başka
ülkelerden yabancı var mıdır? Arşiv belgelerimizin güvenilirliği hususunda ne söyleyebilirsiniz?
Araştırmacılar tarafından Osmanlı arşiv belgelerine itiraz olabilir mi?

 


Bugüne kadar tüm zamanlarda Türkiye Devlet Arşivlerinde Ermeni sorunu üzerine çalışan 720 farklı
yerli araştırmacının olduğu, ayrıca 5 Ermenistan Cumhuriyeti vatandaşı araştırmacı ile farklı 53
yabancı araştırmacının olduğu bilgisini Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri Başkanımız Prof. Dr. Uğur
Ünal hocadan yeni almıştım. Arşivlerimize ve arşiv kayıtlarımıza itiraz diye bir şey söz konusu olamaz,

böyle bir şeyin olması ancak abesle iştigal etmek olur. Olsa olsa Ermeni tarihçilerin çok kez yaptıkları
gibi belgeleri çarpıtmaya yönelik gayretler olabilir. Zira Osmanlı Devleti dünyanın güvenilir en büyük
arşiv kayıtlarına sahip olan devletlerinden birisidir. Ayrıca tutulan arşiv belgelerinin güvenirliği
konusunda arşivlerimizde çalışma yapan hiçbir yabancı objektif araştırmacının da olumsuz
söyleyebileceği bir şey olamaz. Hatta Rus arşivlerinde dahi Osmanlı arşiv belgelerine atıfta bulunan
çok sayıda dosyanın olduğunu bizzat bilmekteyim.

 


- Türkiye her yıl belli çevrelerin yaygarasını kopardıkları sözde Ermeni soykırımı iddialarını
çürütecek Osmanlı Devleti’ne ait resmi belge ve evrakları kamuoyu ile paylaşacak mı?


Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri Başkanlığının bugüne kadar konuyla ilgili yayınladığı çok sayıda
belge yayını kitabın olduğu herkesin malumudur. Örneğin “Ermeniler Tarafından Yapılan Katliam
Belgeleri (1914-1919)” bunlardan sadece birisidir. Yine Genelkurmay ATASE arşiv belgeleri yayınları
bulunmaktadır. Örnek vermek gerekirse, “Arşiv Belgeleriyle Ermeni Faaliyetleri 1914-1918” isimli
belge yayını doğrudan konuyu ve dönemi kapsamaktadır. Keza Osmanlı arşiv belgelerini kaynak
olarak kullanan tarihçilerimizin de çok sayıda kitap ve makaleleri yayımlanmıştır. Benim sekiz Rus
arşivi ve kütüphanelerinde uzun yıllar çalışarak kaleme aldığım ve neredeyse tamamına yakını Rus ve
Ermeni belge ve kaynaklarına dayalı bin sayfayı bulan “Rus ve Ermeni Kaynakları Işığında Ermeni
Sorunu Ortaya Çıkış Süreci 1678-1914, Srt Yayınları” ve yine “Rus ve Ermeni Kaynakları Işığında
Ermeni Sorunu 1915-1923 Sömürge Savaşı, Srt Yayınları” künyeli iki cilt kitabım mevcuttur. Keza “Rus
ve Ermeni Kaynakları Işığında Ermeni Nüfus Hareketliliği 1828-1914” SRT yayınlarından üçüncü
kitabım yakında çıkacaktır. Uzun bir emek mahsulü olan kitaplarım okunduğunda Ermeni soykırım
iddialarının ne derece tutarsız, haksız ve tarihi gerçeklerden uzak olduğu kendi belgelerine dayalı
olarak netlikle görülecektir.

 

Dr.İmbat MUĞLU

Bu makale 164 defa okunmuştur.
MAKALEYE YORUM YAZIN



FACEBOOK YORUM



gazete manşetleri 
ANKETİMİZE KATILIN

Türkiye'nin Son Durumu?

39.5%

18.4%

15.8%

26.3%


PUAN DURUMU

E-BÜLTEN ABONELİĞİ