Ankara booked.net
+19°C

03-05-2021
Hüseyin ALPASLAN

Hüseyin ALPASLAN

ERMENİ SORUNUNUN DOĞUŞU VE SEBEPLERİ
h.alpaslan84@gmail.com

Sevgili okurlar,

 

hassas bir meseleyi ele aldığım bugünkü yazıma; Ermenilerin kim olduklarını,
hangi coğrafyada yaşadıklarını ve Türk’ler ile olan ilk münasebetlerini anlatan bir giriş yaptıktan sonra;
Ermeni sorunun doğuşuna neden olan somut gerçekler ile bunların dışında kalan ve maalesef Türk
Milleti tarafından araştırılmayan ve çok bilinmeyen zahiri sebepleri anlatmaya çalışacağım. Ermeni
meselesi ile alakalı bugün okuyacağınız yazı bir başlangıç olup, uzun soluklu ve seri halinde devam
edecek olan Ermeni İsyanlarını, Tehcir sürecini ve yargılamaları anlatacağım yazılarımla, Türk tarihinin
ve Türk dış politikasının bu nazik ve mühim konusunu anlamanıza yardımcı olacağımı umuyorum.


Giriş


Ermeni ırkının kökeni hakkında, Ermeni araştırmacılar da dahil olmak üzere tarihçiler ve
antropologlar arasında bir fikir birliği yoktur. Ermeniler kendilerine Nuh’un torunu Hayk ismini vermekte
ülkelerinin isminin de Hayasdan olduğunu iddia etmektedirler. Bu iddiayı ileri sürenlere göre; Ağrı
Dağı’na oturan Nuh’un gemisinden dolayı Ermenilerin ana yurdu Doğu Anadolu bölgesidir. Bazı
Ermeni tarihçilerde; Doğu Anadolu’da başkenti Tuşpa (Van ilinin batısında bulunan antik kent) olan bir
krallık kuran Urartular’ın, Ermenilerin ataları olduğunu, isimlerini ise Urartu kralı Aramu’dan aldıklarını
ileri sürmektedirler. İngiliz tarihçi Arnold Joseph Toynbee ise; Ermenilerin isimlerini, Urartuların son
kralı III.Rusas’ın babası Erimena’dan ya da M.Ö.X. yüzyılda Arabistan’ın kuzey bozkırlarından gelen
Aramaen’lerin memleketi anlamını taşıyan Arumu-ni’den almış olabileceklerini ifade etmiştir[1].
Ermenilerin, Balkan kökenli ve Trak-Prig soyuna ait olduğunu söyleyen tarihçiler mevcut olduğu gibi
Ermeni tarihçilerden, Ermenilerin Kimmerler ile birlikte Kafkasya’dan veya Frigyalılarla birlikte
Balkanlar’dan Anadolu’ya gelmiş olabileceğini ileri sürenler de bulunmaktadır.


Ermenilerin kendi atalarının yaşadığını iddia ettikleri ve Hayasdan adını verdikleri coğrafyaya,
tarihte farklı dillerde (Asurice, İbranice, Aramice) yüksek yer anlamına gelen “Urartu”, “Ararat”,
“Harminyap-Harmeni”, “Armenia” ve “Ermeniyye” isimlerinin verildiği görülmektedir[2]. Ermeniler,
ülkeleri olarak adlandırdıkları bu coğrafyayı ikiye bölmektedirler. Büyük Ermenistan olarak
adlandırdıkları bölge; kuzeyden Karadeniz ve Gürcistan, batıdan Kızılırmak, doğudan İran ve Hazar
Denizi, güneyden İran ve Irak ile çevrili sahayı kapsamaktadır. Küçük Ermenistan da Fırat’ın batısında
kalan bölgeyi içine almaktadır. Ayrıca Kilikya bölgesi de Ermeniler için Ermeni yurdu olarak kabul
edilmektedir[3]. Ermenilerin kökeni, ismini nereden aldığı, nereden geldikleri, hangi kavmin unsuru
olabilecekleri ve nerede yaşadıkları ile ilgili bilim insanlarının yaptıkları araştırmalar neticesinde; farklı
görüşlerin ve iddiaların ortaya çıktığını görmekteyiz. Ancak tarihçiler tarafından kesin olarak bilinen bir
şey vardır ki; M.Ö.331 tarihinde Büyük İskender tarafından Anadolu’ya yapılan sefer sırasında,
Ermeniler, Ermenistan adını verdikleri coğrafyada bulunmaktaydılar[4].


11’nci yüzyılın başlarında Doğu Roma İmparatorluğu vesayetinde Van’da Vaspuragan ve
Kars’ta Ani Ermeni krallıkları bulunuyordu[5]. Doğu Roma’nın, Ermeni krallıklarına verdiği misyon,
Bizans ile Asya’da bulunan Türk ve Müslüman devletler arasında tampon olmaktır. Türkler ile
Ermeniler arasında ciddi manada ilk münasebetler, Büyük Selçuklu Devleti kurulmadan önce Çağrı
Bey’in Anadolu’ya 1018-1021 yılları arasında düzenlediği keşif amaçlı akınlar sırasında olmuştur.
Çağrı Bey, küçük akıncı birlikleriyle Ermeni krallıklarının silahlı kuvvetlerini yenmeyi başarmıştır[6].
Büyük Selçuklu Devleti (1040-1157) kurulduktan sonra Doğu Roma İmparatorluğu ile yapılan
savaşlarda bölgede Ermeni krallıklarının olmadığını görmekteyiz. 11’nci yüzyılın ortalarına doğru
Bizans Devleti ile Ermeniler arasında evveliyatı olan mezhep ayrılıkları ve siyasi uyuşmazlıklar zirveye
çıkmıştır. Doğu Roma İmparatorluğu, vesayetinde bulunan Ermeni krallıklarını sonlandırarak, mezhep
ayrılığı yaşadığı ve düşman gibi gördüğü Ermenileri zorunlu göçe tabi tutmuştur[7]. Türklerin Anadolu
içlerine ilerleyişleri sırasında Bizans Devleti’ne kızgın olan Ermeniler, zaman zaman Türklere yardım
etmişledir.


Anadolu’da kurulan Selçuklu Devleti döneminde Ermeniler, Doğu Anadolu’da ve Kafkaslarda
dağınık kümeler halinde yaşamışlardır[8] Ermeniler, Moğol istilasına kadar Türklerle ilişkilerinde bir
sorun yaşamamışlardır. 1243’de Kösedağ Savaşı’nda Selçukluların Moğollara karşı ağır bir mağlubiyet
almasından sonra ve İran’da Moğollar tarafından kurulan İlhanlı Devleti zamanında, Türklere karşı
çıkarak Fırat havzasında ve Kilikya bölgesinde krallık kurma mücadelesine girişmişlerdir. Ancak
Anadolu’ya kitleler halinde gelen Türkmen boyları demografik yapıyı Türkler lehine değiştirmişler ve
Ermeni krallıklarının yaşamasına müsaade etmemişlerdir[9]. Anadolu’da Türk hakimiyetinin
belirginleşmesi ve Moğolların etkinliğinin zayıflamasıyla beraber; Kayı boyunun beyleri diğer Türk
beyliklerini içerisine katarak Osmanlı Devleti’ni kurmuşlardır.

2

Ermeni Sorununun Doğuşu


Ermeniler, 19’uncu yüzyıla kadar Osmanlı Devleti içerisinde sorunsuz bir tebaa olarak
yaşamışlar ve genellikle ticaretle uğraşmışlardır. Osmanlı Devleti’nde ilk nüfus sayımı 1831 yılında
Sultan II. Mahmut zamanında yapılmıştır. Toplam nüfusun 3.641.101 olduğu ülkede; İslam nüfus:
2.490.892, içinde Ermeni, Bulgar ve Rumların bulunduğu gayri Müslim reayanın toplamı: 1.080.463
olup, gayri Müslim unsurların nüfusunun ayrı ayrı gösterildiği şehirlerde reaya içindeki nüfus hariç
Ermenilerin sayısı ise 18.742’dir[10]. Tanzimat Fermanı ve 1856 yılında çıkarılan Islahat Fermanı’nın
ardından 1863 yılında onaylanarak yürürlüğe giren “Ermeni Milleti Nizamnamesi”, Ermeniler
arasında kültürel yenilenme ile milli bilincin gelişmesine yol açmıştır.


1856 tarihine kadar Ermenilerle, Osmanlı Devleti Hükûmeti veya Osmanlı topraklarında
yaşayan unsurlar arasında ciddi hiçbir çatışma yaşanmamıştır. Bu tarihten önce Ermeniler kendi
aralarında ve Patrikhanede iç çekişmeler yaşamışlardır. Avrupa’da Hersek gibi bazı Osmanlı
topraklarında cereyan eden bağımsızlık hareketlerini ve isyanları fırsat bilen Ermeni Kilisesi büyük
devletler nezdinde girişimde bulunarak Doğu Anadolu’da özerklik istemiştir. Ermeniler, 1876’da
İstanbul’da yapılacak olan Tersane Konferansı’nda Bulgaristan ve Hersek meselelerinin yanında kendi
durumlarının görüşülmesi için büyük devletlere muhtıralar göndermişlerdir. Tersane konferansında
umduklarını bulamayan Ermeniler bu seferde 1877’de başlayan Osmanlı-Rus Savaşı’na ümit
bağlamışlardır.


Osmanlı Devleti, 93 Harbi olarak bilinen, 1877-1878 tarihinde meydana gelen savaşta
Rusya’ya yenilerek 03 Mart 1878’de Ayestefanos (Yeşilköy) Antlaşmasını imzalamıştır. Bu
antlaşmanın 16.maddesi ile ilk defa Ermeni meselesi uluslararası kamuoyunun gündemine gelmiş ve
1878 Berlin Anlaşmasının 61’inci maddesi ile daha ileri bir aşamaya taşınmıştır[11]. Ayestefanos
Antlaşması’nın 16. maddesine göre; “Ermenistan’da mahalli menfaatlerin gerektirdiği ıslahat
yapılacak ve Ermeniler, Kürtlere ve Çerkezlere karşı korunacaktır.” 16. maddenin, Osmanlı Devleti
için gayet müphem, ucu açık ve tehlike arz ettiği anlaşılmaktadır[12]. Berlin Antlaşması’nın 61.
maddesi ile Osmanlı Devleti, Ermeniler için yerel ihtiyaç ve gereksinimlerin gerektirdiği ıslahatları
yapmayı garanti etmiş ve Ermenileri, Kürtlere ve Çerkezlere karşı güvence altına almayı taahhüt
etmiştir. Bu madde büyük devletler ve özellikle İngiltere tarafından suistimal edilerek Osmanlı
Devleti’nin topraklarını parçalamak için kullanılmıştır[13].


Berlin Antlaşması’nın imzalanmasından sonra Osmanlı ülkesinde Ermeni örgütlenmeleri ile
beraber isyan girişimleri başlamıştır. Ermeni örgütlenmeleri neticesinde komitelerin ortaya çıktığını
görmekteyiz. Armenagan Komitesi 1885 yılında Van’da, Hınçak (Çan sesi) Komitesi 1887 yılında Rus
uyruklu Avedis Nazarbekyan ve kendisi gibi Rus kökenli olan arkadaşları tarafından Cenevre’de,
Taşnak Komitesi ise 1890 yılında ihtilalci Ermeniler tarafından Tiflis’te kurulmuştur[14]. Ermeni
Komiteleri, Doğu Anadolu'da bağımsız bir Ermeni devleti kurmak maksadıyla, Osmanlı toprakları ile
Avrupa ve Amerikada da örgütlenmişlerdir. Osmanlı Devleti ve Türkler aleyhine yoğun bir propaganda
faaliyetine girişen Hınçak ve Taşnaksutyun komiteleri tarafından faaliyetlerini genişletmek adına birçok
dernek ve kulüpler kurulmuştur. Hınçak komitesi İstanbul’da ve Anadolu’nun birçok yerinde şubeler
açmıştır. Bu komite üyeleri Karl Marx’ın görüşlerinden etkilenmişler ve sosyalist bir Ermenistan devleti
kurma hayallerinin peşine düşmüşlerdir. 1895 yılında Trabzon’da görev yapan İngiliz konsolosu
Hınçaklar hakkında İngiliz Hükûmeti’ne bildirdiği raporda: "Hınçaklar dışarıdan idare ediliyorlar ve
kendileri tamamen emniyet içinde bulundukları halde Türkiye'deki ırkdaşlarına hayatı dayanılmaz hale
getiriyorlar. Amaçları, Hristiyanlara karşı kışkırtmak ve katliamlar çıkartarak memleketi dehşet içinde
bırakmaktır. Bütün dünyaca bilinmelidir ki bu örgütün anarşik bir yapısı vardır demiştir[15].
Taşnaksutyun komitesi, Ermeni çeteleri bir çatı altında toplayarak Ermenileri birleştirmek, Osmanlı
Devleti’ne savaş açarak bağımsız bir Ermeni Devleti kurmak amacını gütmüştür[16]. Taşnaksütyun’un
toplantılarında şu kararlar çıkmıştır: Türkiye'de isyan çıkartılması, hainlere, casuslara, hafiyelere,
devlet adamlarına suikastlar hazırlanması ve silah gönderilmesi, silah kullanma eğitimlerinin yapılması
ve bütün Ermeni ulusu özellikle gençler isyana hazır olmalıdır"[17]. Taşnak Komitesi, Rusların maddi
desteği ve yönlendirmeleri ile hareket etmiştir.


Ermeni Sorunun Oluşmasında Başlıca Sebepler


1. Ermeni Kilisesi ve din farklılığı: Hristiyanlık, Aziz Bartolemeus ve Aziz Thaddeus’un
gayretleri ve öncülüğünde Ermeniler tarafından benimsenmiştir. Ermeniler arasında yaygınlaşan
Hristiyanlık zamanla tamamen kabul edilmiştir. Hristiyanlar arasında itikadi konularda yaşanan
ihtilafları çözmek ve dinin amentüsünü netleştirmek amacıyla 451 yılında Kalkedon (Kadıköy)’da
yapılan konsilde; ruhani meclis toplantıları ile diofizit görüşe karşı çıkan ve Monofizit görüşü

3

benimseyen Ermeniler, kendi milli kiliselerini kurmuşlardır. Bizans Kilisesi’nden ayrılan Eçmiyadzin
Piskoposluğu “Ruhani Umumi Reisliğine” dönüştürülmüştür. Gregoryen inancına göre Hz. İsa buraya
inmiş, doğu ve batıdakilerden ayrı örgütleyerek Ermeni Kilisesi’ni kurmuştur. Ermeniler arasında
İstanbul Patrikliği, Eçmiyadzin ve Sis’ten sonra gelmiş olsa da Osmanlı Devleti tarafından Ermenilerin
dini lideri resmi olarak İstanbul Patriği kabul edilmiştir. Eçmiyadzin’in, 1827 yılından sonra Rusların
kontrolüne girmesine kadar, Osmanlı Devleti, İstanbul Patrikliği vasıtasıyla Ermeni cemaatlerini kontrol
altında tutmuştur[18]. Rusların, sıcak denizlere inme ve Osmanlı İmparatorluğu’nu yıkarak, Bizans’ı
diriltme amacını bilen Ermeniler, Bizans Kilisesi’nden ayrılıp kendi milli kiliselerini kurduklarından
dolayı Bizans’ın ihya edilmesinin kendi kiliselerinin bağımsızlığını yok edeceğini düşünmüşlerdir. Bu
sebeple; “özerk bir Ermeni devleti kurulması ve kilisenin kendine özgü vasfını koruması şarttır”
fikri Ermeni Kilisesi’nden çıkmıştır[19]. Müslüman Türklere karşı haçlı zihniyetini hep canlı tutan batılı
devletlerin, Hristiyan Osmanlı Ermenilerinin hamiliğine soyunmaları, Ermeni sorununun oluşturan
faktörlerden bir tanesidir. Batının Osmanlı Devleti içerisindeki farklı inançlara sahip diğer ekalliyetlere
karşı aynı hoşgörüyü ve koruyuculuğu göstermemeleri ise behemehal din farklılığı ile izah edilebilir.
2. Misyonerlik Faaliyetleri: Haçlı seferlerinde Fransızlar, Ermenilerle inançlarının birlikteliğini
kullanarak birtakım iş birliğine gitmişlerdir. Haçlı seferlerinin bitmesiyle aralarındaki ilişkiler sekteye
uğramıştır. Osmanlı Devleti’nin Fransa ile ilişkilerini iyileştirdiği 16’ncı yüzyılda Fransa himayesinde bir
Ermeni cemaati kurulması için Katolik misyonerlere Papa tarafından görev verilmiştir[20]. 17’nci
yüzyılda Ermeniler arasında Katolik mezhebi propagandası yapılmış ve bazı Ermeniler Katolik
mezhebini seçmişlerdir. Ermenilerin Katolik bir cemaat kurmaları için misyonerler uzun yıllar mücadele
etmişlerdir. Protestan cemaatin oluşumu Katoliklerin aksine Amerikan misyonerlerin önemli çalışmaları
sayesinde kısa bir zaman içerisinde olmuştur[21].

 

19’uncu yüzyılın başlarında Anadolu’da faaliyet gösteren Protestan misyonerler, Müslümanlar
üzerinde sağlayamadıkları etkiyi Rumlar, Bulgarlar ve Ermeniler üzerinde göstermişler ve önemli
sayıda Ermeni’yi Protestan yapmışlardır. İngiltere’nin Osmanlı Devleti üzerindeki nüfuzunu
kullanmasıyla Osmanlı topraklarında Protestan Kilisesi’nin kurulmasına ve Ermenilerin Protestan
cemaati oluşumuna izin verilmiştir. Ermeni meselesinin ortaya çıkışında Katolik ve Protestan
misyonerlik faaliyetlerinin rolü büyük olmuştur. Aslında Ermenilerin kendi milli kiliselerinden ayrılmaları,
Katolikliğe ve Protestanlığa yönelmeleri ileride başlarına gelecek felaketlerin başlangıcı olmuştur.
Ermeniler arasında ilk misyonerlik faaliyetleri Katolikler tarafından başlatılmış olsada, Ermenileri,
Osmanlı Devleti’ne karşı kışkırtan, milliyetçilik duygularının kabartarak yüzyıllarca sadık
oldukları devlete karşı isyan ettiren Amerikan Protestan misyonerleri olmuştur[22]. İstanbul ve
Anadolu’nun çeşitli şehirlerinde kurulan batılı okullarda temayüz eden Ermeni öğrenciler, Amerika’ya
gönderilmişlerdir. Ermeni öğrencilerden Amerika’da kalanlar olduğu gibi geri dönenler genellikle
Osmanlı Devleti’nde kurulmuş olan Protestan okullarında görev yapmışlardır. Amerikan misyonerler,
Ortodoks Rumlar, Müslümanlar ve Yahudiler üzerinde yaptıkları faaliyetlerde başarısız olunca
Ermenileri kendilerine hedef kitle olarak seçmişlerdir. Amerikan ve İngiliz siyasi etkisi Ermeni
Kilisesi’nin Protestanlığa karşı gösterdiği direnci kırmıştır. İhtilalci Ermeni komitelerine Amerika
tarafından maddi destek sağlanmış olup, Osmanlı topraklarında rahat faaliyet göstermeleri için
Amerikan Pasaportu verilmiştir[23].

 

3. Emperyalist Devletlerin Tutumu: Avrupa ve Amerika 19’uncu yüzyılın son çeyreğine
kadar Osmanlı Devleti içerisinde bulunan Ermeni tebaa ile ilgilenmemiştir. Rusların ya Bizans’ı ihya
ederek ya da Doğu Anadolu’da bir tampon devlet kurarak sıcak denizlere ulaşma emelinin ikinci
seçeneği ile Avrupa’da başlayan milliyetçilik hareketleri, Ermenileri özerk bir devlet kurmak adına
umutlandırmıştır. Rusya, Osmanlı Devleti içerisinde yaşayan Hristiyanları kendi kontrolüne geçirmek
amacıyla, 1774 yılında yapılan Küçük Kaynarca antlaşmasına, Osmanlı topraklarında yaşayan
Hristiyanların haklarını koruyup kollama imtiyazını elde eden bir madde eklemiştir. Rusya, din
faktörünü kullanarak Osmanlı Devleti içerisinde yaşayan azınlıkları isyan ettirmek suretiyle,
İmparatorluğu içeriden çökerterek, asırlardır güttüğü, İstanbul’a sahip olma ve sıcak denizlere inme
amacını gerçekleştirmek istemiştir. 1875 yılında Alman İmparatoru Wilhelm, Avusturya-Macaristan
İmparatoru Franz Joseph ve Rus İmparatoru II. Alexsandr bir araya gelerek; Osmanlı
İmparatorluğu’nda meydana gelecek muhtemel bir iç isyanda, Osmanlı tebaası olan azınlıklara yardım
etmeyeceklerini ve “Karışmamazlık” ilkesine uyacaklarını birbirlerine taahhüt ederek anlaşmışlardır.
Karışmamazlık ilkesine rağmen; Hersek, Sırbistan ve Bulgaristan’da meydana gelen ayaklanmalarda,
Rusya tarafından isyancılara yardım edilmiştir. 1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı sonunda imzalanan
Ayestefanos antlaşması ile Rusların elde ettiği kazanımların kendi aleyhine olacağını hesaplayan
İngiltere, Kıbrıs’ın kontrolünü eline almak şartıyla Osmanlı Devleti’nden yana tavır alarak, Berlin
Kongresi’nde, Ayestefanos antlaşmasında Osmanlıların aleyhine olan konularda iyileştirme
yapılmasına yardımcı olmuştur. Birleşik Krallık’ta, Liberal Parti’nin 1892 yılında iktidara geçmesi ve

4

William Ewart Gladstone’nin başbakan olmasından sonra, İngiltere’nin, Osmanlı Devleti ve Rusya’ya
karşı bir asırdır sürdürdüğü devlet politikasındaki statüko yıkılarak değişikliğe gidilmiştir. Bu politika
değişikliğinde Gladstone’nin Türklere karşı beslediği aşırı düşmanlık ve nefretin rolü büyüktür.


Gladstone göre Türkler, insanlığın dev bir insanlık dışı örneğidir. Türk hükûmeti ise hiçbir
hükûmetin işlemediği kadar günah işlemiş, hiçbir hükûmet onun kadar günahkârlığa saplanmamış,
hiçbiri onun kadar değişime kapalı olmamıştır.  Birleşik Krallık’ta, Türklere karşı bu kadar kinlenmiş bir
hükûmetin iş başına gelmesiyle beraber, İngilizlerin, Osmanlı Ermenileri ile ilgili siyasetleri de
değişikliğe uğramıştır [24]. 1892 yılından sonra İngiltere’nin, Osmanlı Devleti ve Rusya ile ilgili
siyasetinde aldığı yeni tavır, Rusya’nın geçmişten gelen tutumu ile batılı devletlerin Osmanlı
topraklarını paylaşmak üzerine aldıkları pozisyon ve neticede emperyalizm doktrininin sonuçları;
Ermeni meselesinin doğuşunda etken unsurlar olmuşlardır.


Sonuç olarak; 1878 tarihinde yapılan Ayestefanos (Yeşilköy) ve sonrasında imzalanan Berlin
antlaşmalarında Doğu Anadolu’da yaşayan Ermeniler için yapılacak iyileştirme maddelerinin yer
alması; Ermeni sorununun başlangıcını teşkil etmiştir. Osmanlı Devleti içerisinde Ermeni sorununun
vücut bulmasında, isyanların hızla artmasında ve ciddi boyutlara gelmesinde; misyonerlik faaliyetleri,
din faktörü, 19’uncu yüzyıldan itibaren bilhassa Çarlık Rusya’sının desteğiyle Balkanlar’da gelişen
milliyetçilik hareketlerinin Anadolu’daki yansımaları, büyük devletlerin Osmanlı Devleti’ni parçalamak
için ekalliyetleri bir araç olarak kullanmaya başlamaları, Ermeni Kilisesi’nin ve Ermeni komitelerinin
içeride ve dışarıda yaptıkları yıkıcı faaliyetler önemli rol oynamıştır.

 

Ermeni meselesi ile yazılarım devam edecek olup gelecek hafta Osmanlı Devleti içerisinde
meydana gelen Ermeni İsyanlarını anlatmaya başlayacağım.
Kaliteli zamanlar ve sağlıklı günler geçirmenizi dilerim.


:
Hüseyin ALPASLAN;
Tarihçi- Yazar.
alpasker.84@hotmail.com

 


Kaynakça
[1] Bülent BAKAR; “Ermeni Tehciri” Atatürk Araştırma Merkezi, Ankara, 2013, s.1.
[2] Esat URAS, “Tarihte Ermeniler ve Ermeni Meselesi”, Belge Yayınları, İstanbul, 1976, s.102.
[3] Esat URAS, a.g.e., s.16.
[4] Kamuran GÜRÜN, “Ermeni Dosyası”, Rüstem Yayınevi, İstanbul, 2001, s.19-20.
[5] Nurettin BİROL, “1890-1900 Ermeni Ayaklanmalarının Erzincan’a Yansımaları ve İlk Ermeni İsyanları”,
Erzincan Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, X-I: 21-34, 2017 s.22.
[6] Osman TURAN, “Selçuklular Zamanında Türkiye”, Turan Neşriyat Yurdu, İstanbul, 1971, s. 14-15.
[7] Ahmet TOKSOY, “1018-1071 Yılları Arasında Selçuklu Bizans İlişkileri ve Ermeniler” Yeni Türkiye
Yayınları, Sayı:60, C. I, Ermeni Meselesi Özel Sayısı, Ankara 2014 s.268-271.
[8] Ergün Öz AKÇORA-Mehmet KAYA; “Ermeni Komitelerinin Anadolu’da Çıkardıkları İsyanlar (1878-1905)”
Yeni Türkiye Yayınları, S.60 C.III Ermeni Meselesi Özel Sayısı, Ankara, 2014, s.1889.
[9] Osman TURAN, a.g.e., s.450-548.
[10] Bülent BAKAR, a.g.e., s.44.
[11] Bülent BAKAR, a.g.e., s.24-25.
[12] Fahir ARMAOĞL, “19.Yüzyıl Siyasi Tarihi”, Kronik Kitap, İstanbul, 2020, s. 514-515.
[13] Fahir ARMAOĞLU, a.g.e., s.519.
[14] Bülent BAKAR, a.g.e., s.33-34.

5

[15] Esat URAS, a.g.e., s.442.
[16 İhsan SAKARYA, “Belgelerle Ermeni Sorunu”, ATASE Yayınları, Ankara, 1984, s. 88.
[17] Cemal ANADOL, “Tarihin Işığında Ermeni Dosyası”, Turan Kitabevi, İstanbul. 1982, s. 98.
[18] Bülent BAKAR, a.g.e., s.11-12.
[19] Kamuran GÜRÜN, a.g.e., 30.
[20] Recep ŞAHİN, “Türk İdarelerinin Ermeni Politikaları”, Ötüken Yayınevi, İstanbul,1988, s91.
[21] Uygur KOCABAŞOĞLU, “Anadolu’daki Amerika”, İmge Kitabevi yayınları, İstanbul, 2000, s.23.
[22] Bülent BAKAR, a.g.e., s.16.
[23] Bülent BAKAR, a.g.e., s.17.
[24] İhsan SAKARYA, a.g.e., s.64.

Bu makale 210 defa okunmuştur.
MAKALEYE YORUM YAZIN



FACEBOOK YORUM



gazete manşetleri 
ANKETİMİZE KATILIN

Türkiye'nin Son Durumu?

39.5%

18.4%

15.8%

26.3%


PUAN DURUMU

E-BÜLTEN ABONELİĞİ