Ankara booked.net
+19°C

09-05-2021
Hüseyin ALPASLAN

Hüseyin ALPASLAN

ERMENİ İSYANLARI (1890-1915)-I
h.alpaslan84@gmail.com

Giriş


Ermeniler ile Türkler, 800 yıl aynı topraklarda birlikte
yaşam sürmüşlerdir. Osmanlı İmparatorluğu’nun tebaası
olan Ermeniler, diğer uyruklara göre sosyal ve ekonomik
olarak daha İyi şartlara sahip olmuşlardır. 19’uncu
yüzyıldan itibaren Osmanlı İmparatorluğu’nda imtiyazlarını
arttıran Avrupalı tüccarlar, Ermenilerle iş birliği ve ticaret
yaparak onların zenginleşmesine katkıda bulunmuşlardır.
Ayrıca, Amerikan misyonerlerin sağladıkları imkanlar
sayesinde Ermeni öğrenciler iyi eğitim almışlardır.
Ermeniler, Osmanlı Devleti içerisinde müreffeh bir şekilde
yaşamlarını sürdürürken, aynı tarihlerde Boşnaklar
Sırpların, Türkler, Çerkezler ve Abazalar ise Rusların
katliamına uğramışlardır. Yine Balkanlar’da yaşayan
Türkler, Rusların Bulgarların, Sırpların ve Yunanlıların
katliamlarına maruz kalmışlar ve yurtlarından
sürülmüşlerdir. 19’uncu yüzyılda Türkler ve Müslüman
olan diğer milletler çeşitli zalimliklerle karşı karşıya
kalırken, 1839 yılında Osmanlı Devleti tarafından
Tanzimat Fermanı ilan edilerek; Hristiyanlar ve
Yahudilerin, Müslümanlarla eşit haklara sahip olmaları
yasalarla teminat altına alınmıştır [1].


Ermeniler, kendilerine tanınan olanaklara, ekonomik
ve sosyal üstünlüklere rağmen sonu felaketle bitecek
isyanlara kalkışmışlardır. Türkler ile Ermeniler arasındaki
düşmanlık konusuna gelince; Türkler'in, Ermenilere karşı
haksız ve hukuksuz davranışlarından değil, Emperyalist
devletlerin güdümündeki Ermeni Taşnaksütyun ve Hınçak
komitelerinin Ermeni halkı silahlandırmaları,
bağımsızlıklarını ilan etmek amacıyla yurdun birçok
yerinde isyan çıkartmaları ve Müslüman köylerinde
yaptıkları katliamlar neticesinde doğmuştur. Asi Ermeni
çetelerini kışkırtıp silahlandıran ise Rusya, İngiltere,
Fransa ve ABD olmuştur. Ermeniler ciddi manada ilk

olarak 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı’ndan sonra
silahlanmaya başlamışlardır. Ermeni çeteler, Sason'da,
Erzurum'da, Van'da, Zeytunda, Adana’da ve birçok
şehirde isyanlar çıkarmışlardır. İstanbul'da terör eylemi
yaparak Osmanlı Bankasını basan Ermeni komiteciler, 21
Temmuz 1905'te Padişah II. Abdülhamid’e karşı başarısız
bir suikast girişiminde bulunmuşlardır.


Ermeni halkının ne istediğinden çok yabancı ülkelerin
çıkarlarını ve kendi menfaatlerini gözeten Ermeni
komiteleri, Osmanlı-Rus Savaşı sonrasında 1878’de
taraflarca yapılan Ayestefanos Antlaşması ve akabinde
Berlin Kongresi’nde alınan kararlardan ve emperyalist
ülkelerin verdiği destekten cesaret alarak; Sivas, Erzurum,
Mamûretülaziz (Elâzığ), Van, Bitlis ve Diyarbakır
vilâyetlerini kapsayan Vilâyât-ı Şarkıyye (Doğu Anadolu)
bölgesinde ve Adana vilayetinde çok sayıda Türk ve
Müslüman’ın katledilmesiyle sonuçlanan büyük isyanlar ve
kanlı eylemler gerçekleştirmişlerdir. Yabancı devletler ve
komitelerle beraber hareket eden Ermeni asiler, 1890
yılından 1915’teki tehcire kadar geçen zaman diliminde
Osmanlı topraklarında yaşayan Türk’ler ile Kürt’lerin
canlarına ve mallarına kastetmişlerdir.

 

Erzurum İsyanları:

İhtilalci komitelerin örgütlediği Ermeniler, ilk defa
1883 yılında bir isyan girişiminde bulunmuşlardır. Ancak
istedikleri etkiyi göstermeyen ve devlet görevlileri
tarafından çok ciddiye alınmayan ayaklanma, güvenlik

 

güçlerince rahatlıkla bastırılmıştır[2]. 1890 yılında isyan
hazırlıklarına yeniden başlayan Ermeni komiteleri, Rusya
tarafından verilen silah ve cephaneyi gizli yerlerde
oluşturdukları depolarda saklamışlardır. 4’üncü Ordu’nun
yaptığı istihbarat faaliyetleri neticesinde Ermenilerin isyan
hazırlığında oldukları, Sanasaryan Ermeni Okulu[3] ve
kiliselerde silah ve cephane gizledikleri haberi elde
edilmiştir. Güvenlik güçleri tarafından kiliselerde ve
Sanasaryan Mektebi’nde yapılan aramalarda küçük
silahlar ile silah imalatında kullanılan araç ve gereçler
dışında büyük ve ateş gücü yüksek silahlara
rastlanılmamıştır. Yapılan aramaları fırsata dönüştürmek
için harekete geçen Hınçak komitesi tarafından;
Ermenilere ait okullara ve kiliselere tecavüz edildiği
söylentisi yayılarak Erzurum Ermenileri tahrik edilmiştir. 20
Haziran’da Ermeni esnaflar kepenk kapatarak kilise
önünde isyana ve protestolara başlamışlardır. Erzurum
Valisi ile askeri yetkililerin araya girmesiyle ve Ermeni
Cemaati lideriyle yapılan görüşmeler neticesinde
kalabalığın dağılması sağlanmıştır. Ancak, dağılan
Ermenilerden bir kısmı dükkanları açmayarak, diğer
Ermeni vatandaşlarını da tahrik edip birleşmişler ve
Müslümanların dükkanlarını gasp edip, mallarını
yağmalamışlardır[4].


Ermenilerin isyanı devam ettirmek ve daha da
büyütmek maksadıyla yeniden toplanmaları üzerine; kilise
civarına üç müfrezelik bir Jandarma kuvveti
görevlendirilmiştir. Toplanan Ermenileri dağılmaları için
uyaran Jandarma birliğine karşı Ermenilerin silah
kullanarak ateş açmaları sonucunda çatışma çıkmıştır.
Çatışmada sadece Ermeni isyancılar silah kullanmamış,
çevrede bulunan Ermenilere ait evlerden ve okullardan da
askere ateş açılmıştır. Çatışma sonunda bir asker şehit
olmuş, dört asker yaralanmıştır. Olayları duyan
Erzurum’un Müslüman halkı, Ermeni isyancılara karşı
sokağa dökülmüştür. Vali ve askeri yetkililerin, toplanan
Müslümanları teskinleriyle, muhtemel çatışmaların ve
ölümlerin bir müddet önüne geçilmiştir. Ancak, isyanın

devam etmesi Ermeniler ve Müslüman halkın önü
alınamayan çatışmalarına sebebiyet vermiştir.
Erzurum’daki isyan ve olaylar haziran ayı sonuna kadar
devam etmiştir. Nihayetinde Askeri birliklerin kararlı
operasyonu ile olaylar bastırılarak, isyan sona erdirilmiştir.
Çatışmalarda; Müslümanlardan 4, Ermenilerden ise 10 kişi
yaşamlarını kaybetmişlerdir. 45 Müslüman ve 74 Ermeni
ise yaralanmıştır. İlk çatışmalarda 4 yaralı olan asker
sayısı sonradan 15’e ulaşmıştır. Erzurum’da 20 Haziran
1890 yılında başlayan ayaklanmalar sonraki yıllarda bir
daha arkası kesilmeyecek isyanların habercisi olmuştur[5].
Ermeniler komiteleri Haziran 1890’daki Erzurum
isyanı ile istedikleri neticeye tam olarak ulaşmamış olsalar
da başta konsoloslar olmak üzere bölgedeki diğer
yabancıların dikkatlerini çekmeyi başarmışlar ve
sonrasında yapacakları isyan için önemli bir deneyim elde
etmişlerdir. Uzun bir süre sessizliğini korumak zorunda
kalan, ancak gizli şekilde silahlanan ve yabancı ülkelerin
desteğini alarak toparlanan Ermeni komiteleri, 30 Ekim
1895 tarihinde “Erzurum vakası” olarak anılan büyük
isyanı başlatmışlardır. Büyük devletlerin nazarını çekmek
maksadıyla planlı olarak yapılan isyan girişimi Hükûmet
Konağı’nın basılması ile başlamıştır. Konağın baskını
sırasında çıkan karışıklıklar sırasında Ermeni komitacılar
tarafından ilk şehit edilen kişi Jandarma Bölük emini
olmuştur. Olay yerine gelen güvenlik güçleri tarafından
Hükûmet Konağı’nı ele geçiren asiler etkisiz hale
getirilmiştir[6]. İsyanın başladığını haber alan ve silah
seslerini duyan Ermeni çeteleri, daha önce planlandığı
şekilde evlerin damlarına önceden yerleştirdikleri silahlı
adamları ile Vilayet Konağı’na ve hedef gözetmeksizin
Müslüman halkın üzerine ateş açmışlardır[7]. Ermeniler ve
Türkler arasında olaylar büyüyerek geniş çaplı çatışmaya
dönüşmüştür. Şiddetli çatışmaların ve acı olayların önüne
geçilmesi maksadıyla bölgeye takviye askeri birlikler
gönderilmiştir. Askeri birliklerin müdahalesiyle zorda olsa
Ermeni isyanı ve çatışmalar bastırılarak asayiş temin
edilmiştir.

 

“Erzurum Vakası” adını alacak kadar acı sonuçları
olan bu isyanda büyük kayıplar yaşanmıştır. İsyanın
bilançosu oldukça büyük olmuştur. 3 Kasım 1895 tarihinde
7’nci Fırka Kumandanlığı tarafından 4’üncü Ordu
Kumandanlığı’na gönderilen telgrafta; “farklı birliklerden
toplam 43 yaralı iki şehit asker olduğu, tahminlere göre
200 kadar Ermeni’nin telef olduğu, Müslüman halkın kayıp
ve yaralı miktarının tespit edilemediğini, ayrıca malumat
verileceğini, dün saat on birden bu tarafa önemli bir
vukuatın olmadığını, Tebrizkapısı, Kuyumcular ve
Sarayönü çarşılarının yağma edildiği”[8] bildirilmiştir. İsyan
sırasında, Rus konsolosun, Erzurum valisine “Böyle asi bir
halkı Rusya’da olsa kırarlar”, Ermenilere ise “Bu vahşi
idare altında yaşamaya değmez”[9] şeklinde ifadelerde
bulunarak iki tarafı birbirine karşı tahrik etmeye
çalışmasından da görüldüğü gibi olayların arkasında
Rusya’nın parmağının olduğu anlaşılmaktadır. Ermenilerin
Avrupa’nın müdahalesini sağlamak ve büyük Ermenistan
hayallerini gerçekleştirmek adına çıkarttıkları Erzurum
isyanı, istedikleri ölçüde etki göstermese de yapılan
propagandalar ve manipülasyonlar neticesinde; meydana
gelen olaylar, Avrupa kamuoyunda Ermenilere katliam
yapılmış gibi algılanmıştır[10].


Erzincan İsyanları:


Osmanlı Devleti’nin Erzurum vilayetine bağlı sancağı
olan Erzincan’ın, Ermeni isyanlarının baş gösterdiği
19’uncu yüzyılın sonlarında kapsadığı coğrafi alan bugüne
göre farklıdır[11]. 20 Haziran 1890 tarihinde Erzurum’da
çıkan isyandan iki gün sonra 22 Haziran’da Erzincan’da
Ermeni isyanı başlamıştır. Ermeniler, Müslümanlara ait
dükkânları yağmalamaya ve nümayişe başlamışlar,
kendilerini uyararak dağılmalarını isteyen askeri birliklerle
çatışmışlardır. Çatışmalarda birçok Ermeni asi ölmüş ve
isyan bastırılmıştır. Erzincan’da ilk Ermeni olayları olarak
tarihe geçecek olan bu ayaklanmadan sonra aralıklarla
devam eden Ermeni isyanları, Birinci Dünya Savaşı’nda
Osmanlı Hükûmeti tarafından alınan kararla uygulanan
Ermeni Tehcirine kadar sürmüştür[12].

 

1891 yılında Divriği’ye bağlı Pingan köyünde
konuşlanan Ermeni çeteleri çevre köylere baskınlarla zarar
vermişlerdir. Ermeni asiler kendilerine muhalif olarak
gördükleri Ermenileri, kazalarda görevli devlet adamlarını
ve tespit ettikleri istihbarat görevlilerini vahşice
öldürmüşlerdir. Pingan köyünü karargâh haline getiren
çete mensupları güvenlik güçlerinin düzenlediği
operasyonda etkisiz hale getirilmiş olup silahlarıyla
beraber yakalanan 16 Ermeni asi mahkemeye
verilmiştir[13].


Erzincan Sancağı sınırları içerisinde isyan eden
Ermeni çetelerinin reislerinden Rupen, adamlarıyla birlikte
Kemah’a bağlı Garni köyünün yüksek ve sarp dağlarında
bulunan Çanlı Manastırı’na yerleşerek çevrede bulunan
Türk köylerini taciz etmiştir. Rupen ve asiler 1894 yılında
Malatya’ya giden Kaymakam Reşit Bey’in yolunu keserek
kendisini alıkoymuşlar ve yanında bulunan çavuşu
öldürmüşlerdir. Devlet yetkililerinin olayı öğrenmesi
üzerine Çanlı Manastırı’na düzenlenen operasyonla Reşit
Bey kurtarılmış, yakalanan çete reisi Rupen ve adamları
yapılan yargılama sonunda idam edilmişlerdir[14].
Erzincan sancağında meydana gelen “Büyük Pazar
Yeri Baskını” Ermeni çetelerin gerçekleştirdiği en vahim
ve en kanlı hadiselerdendir. 22 Ekim 1895 tarihinde
Buğday Meydanı’nda kurulan pazar yeri asiler tarafından
kuşatılmış ve meydanı gören Ermenilere ait evlerin
damlarından açılan ateşle katliama başlanmıştır. Pazar
yerinde alışveriş yapanlardan ölenlerin ve yaralananların
olması üzerine ortalık karışmıştır. Olay yerine gelen
Jandarma birliğine Ermeniler evlerden silahlarıyla ateş
etmişlerdir. Bununla yetinmeyen Ermeni çeteleri ve onlara
yardım eden Ermeni ahalisinden kişiler Müslümanların
evlerine, dükkanlarına saldırmaya başlamışlardır. Askeri
birlikler tüm uğraşılara rağmen hadiseleri yatıştırmakta ve
isyanı bastırmakta yetersiz kalmışlardır. 4’ncü Ordu
Komutanlığı’nın talebi ile Erzincan Sancağı’na, Divriği,
Kelkit ve Kiğı kazalarından yedek askeri birlikler
gönderilmiştir[15]. Erzincan halkı arasında büyük bir korku

yaratan kanlı pazar yeri baskını ile başlayan Ermeni
isyanları ve devamında meydana gelen olaylarda
Müslümanlardan 10 kişi ölmüş, 107 kişi yaralanmıştır.
Ermeni asilerden ise 111 kişi ölü, 157 kişi de yaralı olarak
kayıtlara geçmiştir [16].


Erzincan Sancağı’nın merkezindeki isyanlar,
çevresinde bulunan kazalara da sirayet etmiştir. 11 Ekim
1895’te Refahiye’de devriye görevi yapan zaptiyelere,
Ermeni çeteler tarafından yapılan saldırıda zaptiye
onbaşısı yaralanmıştır. Saldırının duyulması üzerine çıkan
olaylarda Müslümanlardan ve Ermenilerden ölenler
olmuştur. 21 Kasım’da Mans köyünden toplanan vergiyi
Tercan’a götüren görevliler Ermeni çetelerce soyulmuş ve
darp edilmişlerdir. Yine Tercan Hedikli aşiretinden bazı
şahısların Ermeni çetelerince yaralanması üzerine çıkan
olaylarda Müslümanlardan 25 kişi, Ermenilerden 140 kişi
ölmüş her iki taraftan toplam 47 kişi yaralanmıştır[17].
1895 ve 1896 yıllarında Erzincan’ın kazaları ve köylerinde
benzer olaylar devam etmiş olup, neticede hem
Müslümanların hem de Ermenilerin önemli ölçüde can ve
mal kaybı olmuştur.


İkinci Bölümle   DEVAM EDECEK…

:
Hüseyin ALPASLAN;
Tarihçi-Yazar
Kaynakça
[1] Şerif AKSOY, “İttihat ve Terakki”, Nokta Kitap,
İstanbul, 2008, s.146-147.
[2] Justin McCARTHY, “Kim Başlattı?” Farklı Yönleriyle
Ermeni Sorunu, Nergiz Yayınları, İstanbul 2000, s. 97.
[3] Sanasaryan Ermeni Mektebi: 1881 yılında Mr.
Madatiyan tarafından kurulmuştur. Coğrafya, cebir, fizik,
kimya ve müzik gibi derslerin yanında Ermeni Milleti ve

kilise tarihi gibi dersler okutulmuştur. Türkçe ve Ermenice
ile birlikte eğitim dili genelde Almanca olan okulda yabancı
diller arasında Fransızca da bulunuyordu. I. Dünya Savaşı
esnasında askeri hastaneye dönüştürülen okul binası,
daha sonra Yapı-Sanat Enstitüsü olarak kullanılmıştır.
Bkz. Ayşe ZAMACI, “Vilâyât-ı Sitte’de Ermeni Okulları
ve Faaliyetleri”, Trakya Üniversitesi Sosyal Bilimler
Dergisi, Cilt 11, Sayı 1,2009, s. 70-71.
[4] Mevlüt YÜKSEL, “Erzurum, Bitlis ve Mamûretülaziz
Vilâyetlerindeki Ermeni İsyanları (1890-1905)”, Ermeni
Araştırmaları Dergisi, Avrasya İncelemeleri Merkezi, 2012,
sayı:43, s.169.
[5] Bülent BAKAR, “Ermeni Tehciri” Atatürk Araştırma
Merkezi, Ankara, 2013, s.36.
[6] Mevlüt YÜKSEL, a.g.m., s.170.
[7] Hüseyin NÂZIM Paşa, “Ermeni Olayları Tarihi, Cilt. I”,
(Haz. Necati Aktaş vd.), BOA, Yayın Numarası:15,
Ankara, 1998, s. 170.
[8] BOA, “Osmanlı Belgelerinde Ermeni İsyanları 1878-
1895 I”, (Haz. Recep Karakaya vd.) Ankara, 2008, s. 210,
Belge No. 50.
[9] Bülent BAKAR, a.g.e., s.36.
[10] Cevdet KÜÇÜK, “Van’daki Ermeni İsyanları”, Yakın
Tarihimizde Van Uluslararası Sempozyumu, Van,1990,
s.107.
[11] Abdulkadir GÜL, Adem BAŞIBÜYÜK, “Bir Tarihi
Coğrafya İncelemesi Osmanlıdan Cumhuriyete
Erzincan Kazası”, Salkımsöğüt Yayınevi, İstanbul, 2011,
s.49-51.

[12] Nurettin BİROL, “1890-1900 Ermeni
Ayaklanmalarının Erzincan’a Yansımaları ve İlk Ermeni
İsyanları” Erzincan Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü
Dergisi X-I: 21-34, 2017, s.26.
[13] Mehmet HOCAOĞLU, “Arşiv Vesikalarıyla Tarihte
Ermeni Mezalimi ve Ermeniler”, Anda Dağıtım, İstanbul,
1976 s. 191.
[14] Ali KEMALİ, “Erzincan”, Kaynak Yayınları, İstanbul
1992, s. 90-91.
[15] Nurettin BİROL, a.g.m., s.26.
[16] M. Hocaoğlu, a.g.e., s. 288.
[17] Hüseyin NÂZIM Paşa, “Ermeni Olayları Tarihi, Cilt.
I”,  Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü, Ankara,
1994, s. 171.

Bu makale 480 defa okunmuştur.
MAKALEYE YORUM YAZIN



FACEBOOK YORUM



gazete manşetleri 
ANKETİMİZE KATILIN

Türkiye'nin Son Durumu?

35.7%

21.4%

14.3%

28.6%


PUAN DURUMU

E-BÜLTEN ABONELİĞİ