Ankara booked.net
+19°C

13-06-2021
Hüseyin ALPASLAN

Hüseyin ALPASLAN

ERMENİ İSYANLARI (1890-1915)-V (ADANA OLAYLARI)
h.alpaslan84@gmail.com

 

1909 olaylarından sonra yanmış ve harap hale gelmiş Adana’nın durumu.

Sevgili okurlar, aynı başlık altında önceki haftalarda dört bölüm halinde
anlattığım Ermeni isyanları ile ilgili yazıma Adana Olaylarını, anlattığım dördüncü
bölümle devam edip, sonuç başlığında yapacağım değerlendirme bu uzun
soluklu çalışmayı (Ermeni İsyanları) bitireceğim.

 

ADANA OLAYLARI


Kilikya bölgesi ve Ermenilerin itikatlarına göre kutsal olan Sis (Kozan)
Katagikosluğu’nun bulunduğu Adana Vilayeti, aynı zamanda önceden krallık
kurdukları bölge olmasından dolayı; Ermeniler için hem tarihi hem de dini açıdan çok
kıymetli bir coğrafya olarak görülmüştür. Kilikya’da, Ermenistan’ı diriltmeyi kutsal bir
erek olarak görmüşler ve bu uğurda çalışmışlardır[65]. Özellikle 20’nci yüzyılın
başlarından itibaren Ermeni komiteleri, Kilikya bölgesinde önemli çalışmalar
yapmışlar ve Adana vilayetinin her tarafında dernekler kurarak, Ermenilere
milliyetçilik fikrini aşılamışlardır [66]. Adana Vilayeti’nin Akdeniz’den ulaşıma açık ve
yakın limanların yabancı savaş gemilerinin müdahalesine uygun olması, aynı
zamanda vilayette yaşayan yabancı uyruklu kişilerin çokluğu gibi nedenlerden dolayı,
Ermeni komiteler ve onların tahrikçileri yabancı devletler tarafından bu bölge isyan
çıkartmaya ve planlarını uygulamaya müsait olarak görülmüştür. İsyan için
çalışmalara başlayan komitelerin ilk işi, çevre illerde bulunan Ermenileri Adana’ya
getirerek, buradaki kazalar ve köylerde iskânlarını sağlamak olmuştur[67].
Adana Ermeni piskoposu Muşeg Efendi, Cebel-i Bereket (Eski adı Gâvurdağı
olan bugünkü Amanos dağlarının Düldül dağından Belen Boğazı’na kadarki
bölümüne ve merkezi Yarpuz olan sancağa verilen isim) bölgesinde bulunan
Hristiyan yerleşim yerlerini dolaşarak halkı isyana teşvik etmiş, gizli şekilde
silahlanmalarını isteyerek hükûmet görevlilerine vergi vermemeleri yönünde telkinde

 

bulunmuştur. Adana’da, Ermeni komitelerinin ve ruhani liderlerin isyan hazırlıkları ve
faaliyetleri karşısında yerel yönetimler tedbir almayarak zaaf göstermişlerdir.
İstanbul’da gerici unsurlar tarafından çıkarılan ve mevcut Osmanlı Hükûmeti’ne
karşı bir darbe girişimi olan “31 Mart Vakası”, Osmanlı Devleti’nde yaklaşık iki haftalık
bir yönetim boşluğuna sebep olmuştur. Adana’da 9 Nisan 1909 Cuma günü iki
Müslüman gencin bir Ermeni tarafından öldürülmesinin oluşturduğu karışıklıktan ve
yönetim kaosundan yararlanmak isteyen komiteciler ve Piskopos Muşeg, Ermeniler,
Türkler tarafından öldürülecekler propagandası ile Ermenileri provoke ederek 13
Nisan 1909 tarihinde ayaklanmayı başlatmışlardır. 13 Nisan’da başlayan olaylar, 14
Nisan’da genele yayılarak ve artarak devam etmiş, önüne çıkan ilk Müslümanı
öldüren Ermeni asiler, Adana’yı yakıp yıkmışlardır. Ermeniler ve Türkler arasında
çatışmalar daha çok şiddetlenmiştir. 26 Nisan’a kadar yer yer devam eden olaylar
neticesinde Adana şehri tamamen harap olmuştur.


Hadiseler, Adana Vilayeti’nin çevresinde bulunan Hamidiye, Tarsus, Haçin,
Cebeli Bereket, Dörtyol ve Erzin’e kadar sirayet etmiştir. Tarsus’ta askeri birliğe ait
silahlar ve cephaneler talan edilmiş, Dörtyol’da 200’den fazla Müslüman Ermeni
asiler tarafından öldürülmüştür. Olayların sıçradığı yerleşim bölgelerinden birisi olan
Haçin, iki binden fazla haneden oluşan bir kasaba olup, çoğunluğunu Ermenilerin
oluşturduğu kasabanın kalan nüfusu ise Müslümanlardan müteşekkildi. Adana
Vilayeti’nin kuzey sınırında bulunan Haçin’de yaşayan Ermeniler, diğer bölgelerde
bulunan Ermenileri örnek alarak isyana kalkışmışlardır. Önceki yıllardan bu tarafa
silahlanan ve 1892 ile 1909 yılları arasında çeşitli zamanlarda birçok kez ayaklanma
girişimlerinde bulunan Haçin Ermenileri, 1909 yılında da Adana Vilayetinde çıkan
isyana destek olmuşlardır. Kilikya bölgesinde ve Toros geçitlerinde hakimiyet tesis
etmek için uzun yıllar çaba harcayan Fransa, Haçin Ermenileri ile ilişkiye geçerek
onları isyan etmeleri için kışkırtmıştır. Haçin Ermenileri, Yukarı Çukurova’da
Fransa’nın desteği ile Türklerin topraklarını satın alarak büyük çiftlikler kurmuşlardır.
Fransa, Ermenilerin Haçin’de özerk bir idare kurmalarını istemiş ve sonraki yıllarda
Çukurova bölgesinde emperyalist planlarının gerçekleşmesi halinde kendi
güdümünde hareket etmesini istediği Ermenilerden yararlanmayı amaçlamıştır.
Haçin’de özerk bir yönetim kurmayı hedefleyen Ermeniler, bu amaca uygun bir
cemiyet kurarak, Haçin’e yurt dışından gizli yollardan birçok silah ve cephane
getirmişlerdir. Adana’da 14 Nisan’da ivmelenen Ermeni isyanlarından kısa bir süre
sonra, 17 Nisan günü, Haçin Ermenileri kasabanın ulaşım yollarını kapatarak
Türklere karşı katliama girişmişlerdir. Haçin’deki isyanı bastırmak üzere Misis
Taburu’nun kasabaya gelip kontrolü ele geçirmesine kadar geçen sürede, otuzdan
fazla Türk ile Osmanlı Reji idaresine bağlı askerler, görevliler ve işçilerden 27 kişi
katledilmiştir. Misis Redif Taburu’nun Haçin’e gelmesiyle isyan bastırılmış ve
hükûmet binasına sığınan Türkler kurtarılmıştır.


Adana çevresine sıçrayan hadiseler devam ederken, merkezde biraz sakinleyen
olaylar, Ermenilerin 25 Nisan günü gece saatlerinde Adana merkezinde bulunan
karakoldaki askerlere ateş açarak saldırmaları üzerine yeniden alevlenmiştir. Tekrar
şiddetlenen olaylar sırasında şehirde büyük yangınlar çıkmıştır. Takviye gelen askeri
birlikler 24 saat içerisinde karışıklıkları kontrol altına alarak geçici de olsa asayişi
sağlamışlardır. Yabancı devletlerin konsolosları Ermenilerle görüşmek üzere onların
yerleşim bölgelerine gittiklerinde; İngiliz konsolos, Ermenilerin ateşiyle yaralanmıştır.
İngiliz konsolos, Ermenilerin, Türk askerlerini öldürüp gazyağı ile yaktıklarına
gözleriyle tanık olmuştur[68].

 

Adana ve çevresinde meydana gelen olayları tamamen bastırmak, diğer
bölgelere sirayet etmesini engellemek ve güneyde sükûneti sağlamak amacıyla; 5’nci
Ordu Komutanlığı tarafından, bölgede bulunan askeri birlikler, Adana ve kazalarına
sevk edilmiş, ayrıca Gelibolu ve 2’nci Ordu’dan vapurlarla Mersin bölgesine yeni
kuvvetler gönderilmiştir[69]. Hükûmet tarafından verilen talimatla, hangi tebaadan,
hangi dinden ve mezhepten olduğuna bakılmadan Adana’da ikamet eden tüm halkın
silahları teslim alınmıştır[70]. Şehrin stratejik ve kritik noktalarına karakollar tesis
edilerek, asayişin idamesi için güçlü devriyeler görevlendirilmiştir[71]. Osmanlı
Hükûmeti, asayişin devamlılığını sağlamak ve vatandaşların bölgede güven içinde bir
yaşam sürdürmelerini gerçekleştirmek için çeşitli çalışmalar yapmıştır[72]. Ermeniler
ve Müslümanlar arasında huzur ve barışı sağlamak, eskisi gibi beraberce
yaşamalarını temin etmek maksadıyla, ibadethanelerde, halkın toplu bulunduğu
yerlerde vaaz ve nasihatler verilmiştir. Adana’da meydana gelen olaylar ile ilgili
Divan-ı Harb-i Örfi tarafından yapılan soruşturma ve muhakeme sonucunda; olayları
kışkırtan ve bizzat dahli olan 9 Müslüman ile 6 gayri Müslim idam cezasına
çarptırılmıştır. Hafifletici sebepler bulunan 6 kişi de 15 sene kürek cezasına mahkûm
edilmiştir[73]. İdama mahkûm olanlar halkın görebileceği yerlerde asılmışlardır[74].
Adana olayları ile ilgili her iki tarafta ölen ve yaralananlar hakkında farklı bilgiler
vermişlerdir. Ermeni komiteleri, Avrupa’yı harekete geçirmek için otuz bin Ermeni’nin
öldüğünü açıklamışlardır. Ermeni komitelerinin iddialarının temelsiz olduğunu o
tarihlerde Adana’da yaşayan Ermenilerin nüfusundan (48.477) anlıyoruz. Adana
Valisi Mustafa Zihni Paşa imzasıyla Dahiliye Nezareti’ne gönderilen raporda; Adana
olaylarında, Ermenilerden 1455 ölü, 382 yaralı, Müslümanlardan ise 1924 ölü ve 533
yaralı olduğu bildirilmiştir[75].


Adana olaylarının hemen öncesinde, İstanbul’da meydana gelen 31 Mart
Vakası’nın elebaşlarından Derviş Vahdeti'nin İngiltere yönetimindeki Kıbrıs'tan gelmiş
olması, Adana olayları sırasında, bölgedeki Ermenilere Kıbrıs'tan silâh temin
edilmesi, 14 Nisan 1909'da bir İngiliz savaş gemisinin Mersin Limanı önüne kadar
gelmesi, Yabancı devletlerin yönlendirmesi ile onların müdahalesine zemin
oluşturmak için çalışan ve isyan çıkartmaları amacıyla Ermenileri tahrik eden
Piskopos Muşeg'in, İngiliz idaresinde bulunan Mısır'ın İskenderiye şehrine bir gemi ile
kaçması gibi argümanlar; emperyalist devletlerin olayların arkasında olduklarını
göstermekte ve Ermeni isyanları ile organik ve inorganik bağlarını ortaya
koymaktadır[76].


Sonuç


Osmanlı Devleti içerisinde millet-i sadıka olarak adlandırılan bir unsur olan
Ermenilerle, diğer unsurlar arasında 1856 tarihine kadar ciddi bir düşmanlık
yaşanmamıştır. Avrupa’da bulunan bazı Osmanlı topraklarında meydana gelen
bağımsızlık hareketlerini ve isyanları fırsat bilen Ermeni kilisesi, büyük devletler
nezdinde girişimde bulunarak Doğu Anadolu’da özerklik istemiştir. Ermeniler, 1876’da
İstanbul’da yapılacak olan Tersane Konferansı’nda Bulgaristan ve Hersek
meselelerinin yanında kendi durumlarının görüşülmesi için büyük devletlere
muhtıralar göndermişlerdir. 1877-1878 Osmanlı- Rus Savaşı’ndan sonra Osmanlı
Devleti’nin zayıfladığını gören İngiltere ve Fransa, asırlardır Rusya’ya karşı kalkan
olarak yaşamasını ehven gördükleri Osmanlı Devleti’nin varlığı üzerine sürdürdükleri
politikalarında değişikliğe giderek, Osmanlı topraklarını paylaşma projesini
uygulamaya koymuşlardır. Emperyalistlerin projesi, 1878 yılı ve sonrasında Ermeni
meselesini ortaya çıkaran önemli bir mihenk taşıdır.

 

Ermeniler, Van, Cenevre ve Tiflis’te kurdukları komiteler vasıtasıyla, Avrupa’da
ve Osmanlı topraklarında teşkilatlanmışlardır. İstanbul ve Anadolu’nun çeşitli
bölgelerinde hızla silahlanan Ermeniler, Müslümanları kışkırtarak, kendilerini mağdur
ve mazlum gösterecek provokasyonlar ile Avrupa’nın müdahalesini meşrulaştıracak
eylemlere girişmişlerdir. Osmanlı Devleti, Ermenilerin yasa dışı faaliyetlerine karşı,
hoşgörülü davranarak, asırlardır süren Türk-Ermeni dostluğunu devam ettirmek adına
yumuşak bir siyaset izlemiştir. Padişahlar ve Osmanlı yönetiminde yetkin devlet
adamları, suçlulara af çıkartmışlar, yurt dışına çıkmalarına izin vermişler ve mümkün
olduğunca barışçıl bir ortam sağlamak istemişlerdir. Ancak, Ermeniler, özellikle 1895-
1915 yılları arasında Osmanlı topraklarında yüzlerce isyana kalkışmışlardır. Birinci
Dünya Savaşı’nda, Osmanlı Devleti’nin düşmanlarıyla iş birliği yaparak Türk askerini
arkadan vurmuşlardır. 1895 yılından sonra Ermeniler tarafından çıkartılan isyanlara,
katliamlara ve 1914’te başlayan Birinci Dünya Savaşı’nda yaptıkları ihanet ile
Müslümanların öldürülmelerine karşı, Osmanlı Devleti’nin 1915 yılında Ermeni
isyancılara karşı aldığı askeri ve siyasi önlemler batılılar tarafından kast içeren bir
kırım olarak değerlendirilmiştir. Osmanlı topraklarında Ermenilerin kadın, ihtiyar,
çocuk gözetmeksizin yaptığı katliamlara karşı, Müslümanları yaptığı nefsi müdafaayı
batı kamuoyunun bir kıyım gibi göstermesi, asırlardır insanların kanları üzerinden
zenginliğe erişen batı toplumlarının çıkarcı ve iki yüzlü politikalarını bildiğimiz için
şaşırtıcı olmamıştır!


Emperyalist devletler, Anadolu’da uygulamaya geçirmek istedikleri projelerinden
hiç vazgeçmemişler ve farklı kılığa büründürdükleri siyasetleriyle aynı amaca hizmet
eden politikalarını, maşa olarak kullandıkları Ermenilerle sürdürmeye devam
ettirmişlerdir. Ermeniler, 40-50 yıldır sürdürdükleri terör eylemleriyle Türkleri
katletmeye devam etmişlerdir.


Sevgili okurlar beş (5) bölümlük bu yazı dizimde, sizlere yakın tarihimizdeki
Ermeni terörünün sebeplerinin ve sözde Ermeni soykırımı iddialarının arkasında
yatan emperyalist tutumun uygulamaya sokmak istediği projenin iyi anlaşılması adına
Ermeni isyanlarını anlatmaya çalıştım.


Ermeni Meselesi Dosyası ile ilgili yazılarım DEVAM EDECEK.


Hüseyin ALPASLAN;
Tarihçi- Yazar.
alpasker.84@hotmail.com

Kaynakça
[65] Bayram KODAMAN, Mehmet Ali ÜNAL, “Son Vak’anüvis Abdurrahman Şeref
Efendi Tarihi II Meşrutiyet Olayları (1908-1909)”, TTK Yayınları, Ankara, 1996, s.
71.
[66] Esat URAS, a.g.e., s.550.
[67] Bayram KODAMAN, Mehmet Ali ÜNAL, a.g.e., s.72.
[68] Başbakanlık Osmanlı Arşivi BOA, Babiali Evrak Odası BEO., 3536/265166.

[69] Recep KARAKAYA, “1909 Adana Ermeni Olayları”,
http://turksandarmenians.marmara.edu.tr/tr/1909-adana-ermeni-olayları.
E.T:20.04.2021.18.00)
[70] Takvim-i Vekayi, No: 207, 11 Mayıs 1909.
[71] Takvim-i Vekayi, No: 233, 5 Haziran 1909.
[72] Takvim-i Vekayi, No: 233, 5 Haziran 1909.
[73] Babiali Evrak Odası, BEO, 3568/267534; BEO,3568/267600.
[74] Tanin, No: 270, 3 Haziran 1909.
[75] Recep KARAKAYA, a.g.m., (E.T: 21.04.2021.15.42)
[76] Enver Ziya KARAL, “Osmanlı Tarihi IX. Cilt”, Türk Tarih Kurumu,2011, Ankara,
2011, s. 93, 94, 96.

Bu makale 646 defa okunmuştur.
MAKALEYE YORUM YAZIN



FACEBOOK YORUM



gazete manşetleri 
ANKETİMİZE KATILIN

Türkiye'nin Son Durumu?

38.3%

21.3%

12.8%

27.7%


PUAN DURUMU

E-BÜLTEN ABONELİĞİ